Önden Gidenlerin Öncüsü: Mıllış Nuri
Muhammed Zekeriya el-Hamed

Cesareti ve gözü pekliği ile çarpışmalara en önde giren Mıllış Nuri, “vatan sağ olsun, millet sağ olsun” diyerek henüz 22 yaşında şehit olmuştu

Mıllış Nuri, Maraş'ta farklı cepheler arasında yıldırım gibi hareket ederek birçok genci Millî Mücadele etrafına toplamıştı

Vakur bir kişiliğe sahip olan Mıllış Nuri, genç yaşına rağmen bütün bir Maraş’ın saygısını kazanmıştı


Kahramanmaraş’ın Fransızlara karşı güç, haysiyet ve izzet dolu kurtuluş hareketi niteliğindeki direnişi, savunma kabiliyeti düşük olsa da kahramanlık ve fedakarlığın en güzel örneklerine yer veriyor. Ellerinde gerçek silahlar dahi olmayan bir avuç adam; tanklar, toplar ve makineli tüfeklerle donalı bir orduya mağlup gelerek kısa süre içerisinde düşmanı sınır dışına çıkarmayı başarmıştı. Böylece bu efsane direnişe damgasını vuran birçok kahraman, milli hafızada yer edindi. Bu efsanevi isimler arasında Mıllış Nuri de var.

1898’de Maraş’ta doğan kahraman şehit, Hacı Recep Mustafa Ağa’nın oğludur. Güçlü kişiliğe, sağlam fiziğe, keskin gözlere ve vakur bir duruşa sahip Mıllış Nuri, yaşına rağmen çevresindekiler tarafından saygı görüyordu. Bir yandan yolsuzluk ve yolsuzlara karşı dururken diğer yandan ise zayıflara ve yardıma muhtaçlara destek veriyor, istikamet üzerine kalmaya çalışıyordu. İyi kalpli, cesur ve cüretkardı da.

Maraş işgal altında kalınca halk bir umutsuzluk içerisine düştü. Ancak direniş kıvılcımı ateşlenince genci yaşlısı, erkeği kadınıyla tüm Maraşlılar ellerine silah görevi görecek ne varsa alarak şehirlerini kurtarmak için harekete geçti. Zirâ Maraş’a dört bir yandan kurşun yağıyordu.

Gençlik, güç ve zindeliğin bir araya geldiği cesur adam Mıllış Nuri, Maraş'ta farklı cepheler arasında yıldırım hızıyla hareket eden bir grup genç direnişçiyi etrafına toplamıştı.

Düşman hattından en az iki bin kişi Ermeni kiliselerinden birine sığınmış, isyancılar artık onları zapt edemez hale gelmişti. Kahraman Mıllış Nuri ise birkaç arkadaşıyla birlikte bu sorunu çözmeyi başardı. Kilisenin çatısına tırmanarak burada açtığı delikten kiliseyi ateşe verdi. Böylece kapana kısılan düşmanlar hem içeriden hem de dışarıdan iki ateş arasında kaldı. Düşman hattı için en kapsamlı siper noktası böylece ortadan kalkmış oldu. Her gün mahalle mahalle dolaşan Mıllış Nuri, düşmanlara nefes aldırmamak için uğraştı. Bir gün yine bir mahalleden geçtiği sırada Fransızlarla işbirlikçi Ermeni liderlerden birinin kendisine “Fransız destekçilerinin evlerini yakan sen değil misin? Yapabilirsen gel bizimkini de yak!” şeklinde seslenişi üzerine Mıllış Nuri ise “Yarın saat yedide sıra sende” diyerek cevap verdi. Ertesi gün tam da o saatte Mıllış Nuri ve beraberindeki bir grup ellerinde silahlarla vakur ve ürkütücü bir halde mevzubahis Ermeni’nin evini bastı. Evin holünde Fransız subaylar ile kendileriyle işbirliğinde bulunan bir grubu yemek yerken, kadınlarla birlikte içki içerken yakaladılar. Ardından Mıllış Nuri ve beraberindekilerin açtığı ateşte ölenler ve buradan kaçanlar oldu.

Fransızlara yardım ederek halka karşı safta yer alan Ermenilerin bu olaydan sonra içlerine korku düştü. Bu manevi güçten korkan Fransızlar ise Mıllış Nuri’nin başını elde edene 50 bin lira ödül koydular, ancak bunu başaran olmadı.

Savaş sona ermeye yaklaştığında direnişçilerin önde gelen bir Ermeni’nin evini yakmak istedikleri sırada çıkan çatışmada hainlerden birinin kurşunu ile karnından yaralanan Mıllış Nuri, fazlasıyla kan kaybına uğrasa da çatışmaya devam etti. Ancak birkaç dakika sonra bitkin düşerek Şubat 1920’de henüz gençliğinin baharında hayata gözlerini yumdu.

Bu olay tüm şehri sarsar, herkes bu eşsiz kahramanı kaybettiğine yanar. Mıllış Nuri’nin öyküler, şiirler ve şarkılara konu olan gurur verici kahramanlığı ise dillerde ve gönüllerde baki kalır.