Nogay Türkleri: Kanla Yazımış Bir Tarih
Ali Asker


Nogay toplumu Kimlik olarak Türk ve Müslüman’dı. Bu yüzden Çarlık Rusya’sı bu topluluğu parçalayarak varlığını bir arada sürdürme imkânından yoksun bırakmıştı

Nogay etnik kimliği 6-13. yüzyılları arasında Türk boylarına bağlı olarak şekillenmiştir

Rusya, Kafkasya halklarına özerklik verirken, Nogay topluluğu bu ‘nimet’ten nasibini alamamıştı

Türk kimliği, kendi bünyesinde değişik toplum, halk ve ulusları barındıran, çok eski tarihe ve kültüre sahip bir bütündür. Günümüze gelene kadar bu bütünlük içinde yer alan kimlikler tarihin değişik aşamalarından geçerek toplumsal dönüşüm aşamalarından geçmiş, değişmiş bazen de yıpranmış ve tükenmiş fakat yeniden toparlanmıştır. Bu topluluklardan biri cesur ve savaşçı kimliği ile Türk tarihinde yer alan Nogay Türkleridir. Nogay Türklerinin kaderi Kırım Hanlığının ortadan kalkmasıyla karanlık bir döneme girmiştir; bu gelişme Nogay toplumunu Rus İmparatorluğu’nun zulüm ve şiddet girdabına sürüklemiştir.

Bilindiği üzere, Rusya, bir devlet olarak Moskova Knezliği’nden yükselerek ağırlıklı olarak Türk toprakları üzerinde gelişmiştir. Kendi aralarında kavga ve mücadele süreçlerini yaşayan Altınorda ardılı olan Türk hanlıkları zamanla tükenerek Rusya’nın işgal, baskı ve şiddetine maruz kalmıştır. Bu talihsiz süreçler birçok Türk toplumunu ve Türk vatanını yok olmanın eşiğine getirip çıkarmıştır. Nogay toplumu da bahsi geçen işgal, istila ve kıyım süreçlerinden nasibini almış bir toplumdur.


Nogay Tarihine Genel Bir Bakış

Nogaylar, Türk tarihinde Nogay Ordası ile birlikte anılmaktadır. 1260’tan itibaren Azak denizi havzasına kurulmuş olan Nogay Ordası’nın adı Cuci Ulusu’ndan gelen Nogay’ın adıyla ilişkilidir. Nogay 1277’de Mengü-Temür ordularının komutanı olarak Don’dan Dnyeper’e kadar uzanan topraklara, ayrıca Taman ve Kuban’a hâkim olmuştur. Nogay Türklerinin etnik kimliğinin 13-14. yüzyılda Altın Orda hanları arasındaki savaşlar sonucunda meydana geldiği iddia edilmektedir. Araştırmacılara göre Nogay etnik kimliği 6-13. yüzyıldaki mevcut Türk boylarına bağlı olarak şekillenmiştir. Bu kimliğin şekillenmesinde Uysun, Uygur, Nayman, Kongırıt, Bayat, Koban, Katagan vd. boyların (6-8. yy.) yanı sıra Peçenek Türkleri (9-11. yy.) ve Kıpçak (11-13. yy.) boyları etkin olmuşlardır. Nogay adı 15. yüzyıl Rus kaynaklarında geçmektedir. 1481’de yazılmış bir kaynakta Büyük Orda Hanı Ahmet’in, Nogay olan (etnik kimlik anlamında) kayınbiraderi tarafından öldürüldüğü yazılmıştır. Nogaylar I. Sahip Giray Han (1532-1551) döneminde Kırım hanının tebaası olmuşlardır. Sahip Giray Han tarafından ağırlıklı olarak Kırım yarımadasına yerleşen Nogaylar, Kuzey Kafkasya halklarıyla birlikte A. V. Suvorov’a direnmiş, Şeyh Mansur ayaklanmasına katılmışlardır. Kırım’ın işgalinin ardından Nogaylar hayatî önemi haiz bir seçim yapmak zorunda kalmıştır: Ya Rusya İmparatorluğu’nun tebaası olmak ya da Osmanlı İmparatorluğu’na göç etmek. Rus tebaasına girmeyen Nogayların bir kısmı öldürülmüş, bir kısmı da sürülmüştür. Rusya tebaası olmayı kabul eden Nogaylar ise imparatorluğun başka bölgelerine sürgün edilmiştir. 18. yüzyılın 90’lı yıllarına gelindiğinde Nogay toplumu iki çatışan devleti, yani Osmanlı ile Rusya’yı birbirinden ayıran Kuban nehrinin her iki tarafında, bölünmüş bir vaziyette yaşıyordu. Rusya tebaasındaki Nogaylara uygulanan göç, sürgün ve baskı politikaları şüphesiz bu topluluğun başkaldırı duygusunu kuvvetlendirmiştir.  1859-1862 yıllarında Nogayların bir kısmı diğer halklarla birlikte Osmanlı İmparatorluğuna göç etmiştir. 18. yüzyılda başlayan Rusya’nın Kuzey Kafkaslar, Ön Kafkas, Aşağı İdil ve Kırım yarımadasını sömürgeleştirme politikası Nogay toplumunun toprak kaybına ve sayısının azalmasına neden olmuştur. 20. yüzyılın başlarında Rusya’da yaşanan siyasi gelişmeler imparatorluğun dağılmasına yol açarak yeni bağımsız yapıların ortaya çıkmasını hızlandırmıştır. Ama bu süreç Nogaylar açısından talihsiz gelişmelerle “zengindir.” Keza bu gelişmeler sonucunda Nogay toplumu Rusya sınırlan içinde kalmasına rağmen fiili olarak bölünmüş halk durumuna düşmüştür. Başlangıçta Nogay Türkleri Kafkasya’nın diğer halklarıyla birlikte bölgedeki millî örgütlenmeler içinde yer almış, Birinci Dağlı Kurultayı’nın faaliyetine de katılmışlardır (Mayıs, 1917). Sovyet hakimiyeti tesis edildikten sonra Kuzey Kafkasya’da birkaç özerk yapı (Dağıstan, Çeçen-İnguş, Karaçay-Çerkes) ortaya çıkarken Nogaylar bu yapılar içinde bölünmüş bir halde varlığını sürdürmüştür. İkinci Dünya Savaşı sırasında birçok Kafkasya halkından farklı olarak Nogay toplumu sürgün edilmemişse de Sovyet yönetiminin ağır baskısı altında bırakılmıştır. Sovyetler Birliği’nin dağılması sürecinde diğer halklar gibi Nogayların millî kimlik şuurunda bir uyanma başlamış, toplumsal hafızalarında yaşanan birçok sorun gündeme gelmiştir. Fakat Kafkasları saran istikrarsızlık, otorite boşluğu, bölge haklarının milletçilik söylemleri güvenlik kaygısını da beraberinde getirmiştir. Ne yazık ki bölünmüş bir halk olarak kültürel bütünlüğünü sağlamak uğruna verdikleri mücadelenin yanı sıra toprak ve temsil sorunları da Nogay toplumunun gündemini meşgul etmektedir.

Menhus Bir Tarih: Nogay Kıyımı

Nogaylar Rusya İmparatorluğu’nun işgal politikasının olumsuz sonuçlarını tüm ağırlığıyla yaşamış bir topluluktur. Nogayların yaşadıkları Azak denizi ve Kuban nehri havzası stratejik açıdan önemli bir bölge olduğu için Rus İmparatorluğu’nun öncelikli hedeflerinden biri Nogayları tasfiye ederek Kırım Hanlığı’nı zayıf düşürmekti. Dolayısıyla Nogay toplumu, Rus yayılmacılığı sırasında Çarlık politikasının hedef toplumu haline gelmiştir. Bu gelişmeleri daha iyi anlayabilmek için Rus yayılmacılığının karakterine de değinmek gerekmektedir. Rus yayılmacılığı Türk ve Müslüman toplumların yaşadıkları alanda gelişmiştir. Rusların güneye doğru genişlediği bir dönemde Türk ve Müslüman halklar bu sürece karşı koymaya çalışmıştır. Dinsel farklılık Rusya’nın bu alan üzerinde hâkimiyet tesis etmesini zorlaştırmış, Türk ve Müslümanların Rusya yönetimine karşı ayaklanmalarına neden olmuştur. Rusya bu bölgede yaşayan halkları ‘içselleştirmenin’ zorluklarını görünce (dinsel ve etnik farklılıklardan kaynaklanan) asimilasyon ve yabancılaştırma politikaları ikileminde bir çizgi takip etmiştir. Yani bir taraftan Ruslaştırma politikası yürütmekle, işgal olunmuş bölgelere Rus nüfusu göç ettirerek demografik dengeleri bozmuş, diğer taraftan sürgün, şiddet, sindirme ve kıyım eylemlerinde bulunarak üstünlük kurmuştur. Bu anlamda Türk ve Müslümanların ‘Rus uygarlığı’ alanına dâhil edilmesi süreci zor olduğu kadar da sancılı bir süreçti. Çarlık yönetimi bölge halklarını bünyesine katmanın zorluklarını hissedince ‘yabancılaştırma’ taktiği ile hareket etmiştir. Paradoksal ve farklı bir mantık konseptine sahip Rus yayılmacılık stratejisi, işgal ettikleri bölgelerdeki halkları Rus tebaasına alsa da onları yabancı bir topluluk olarak görmüştür. Bu yüzden Nogaylar da ‘bölgenin yabancısı, Moğol’dan türeye gelmiş bir halk’ olarak algılanmıştır. Oysa gerçek çok farklıydı. Nogay toplumu Kırım Hanlığı ve Osmanlı’nın bölgedeki önemli askeri unsuru idi. Kimlik olarak Türk ve Müslüman idi. Bu yüzden Çarlık Rusya’sı bu topluluğu parçalayarak varlığını bir arada sürdürme imkânından yoksun bırakmıştır. Rus işgalleri sırasında kesintisiz devam eden ve toplumsal dokuyu tahrip eden göçler, sürgünler ve kıyımlar birçok Müslüman halk gibi Nogay toplumunun hafızasında silinmez yaralar açmıştır. Bu acı olaylardan biri 1783’te gerçekleşen Nogay kıyımıdır. Kıyımın meydana geldiği tarihte dönemin koşulları Ruslardan yanaydı. 1783’te Nogaylara toplu olarak Rus İmparatoruna sadakat yemini ettirilmiştir. İmparator yönetimi bununla yetinmeyerek Nogayların yaşadıkları yerlerden başka bölgelere sürülmesine ilişkin karar almıştır. Bu emre uymayıp ayaklanınca da bir kıyım harekâtı başlatılmış, 1 Ekim 1783’de Nogay tarihinin en kanlı sayfası yazılmış, Rus ordusu Kuban ötesine geçerek savunmasız halka karşı kanlı bir cinayet işlemiştir. Tarihi belgelere göre operasyon sırasında iyi eğitilmiş nizami Rus ordusu buradaki Nogayların önemli bir kısmını yok etmiştir. V.A. Potto’nun yazdığına Nogaylar Rus muhafız karakollarına birkaç “şiddetli saldırıda” bulunmuşlardır. Onların Yeya nehri bölgesindeki Butır piyade alayına bağlı bölüğe düzenledikleri saldırının ardından Knez Kekuatov’un filosu ve Albay Telegin ve Pavlov’un birlikleri olay mahalline gelmiş, A.V. Suvorov’un tabirince “Tatarlara karşı korkunç bir kıyım” yapılmıştır. A.V. Suvorov kendisine yardım etmek icin hareket eden Kozak atamanı İlovayski’ye şoyle yazmıştır: “Ekselansları! Durdurun! Yeter. Şimdi her şey çok güzel. Sadece Kanakaycılar tümüyle imha edildi. Kendisi (Kanakay) tesadüfen kulağından vuruldu.” V.A. Potto’nun tasvirine göre “…Nogayları bataklığa doğru sıkıştırdılar. Onlar kurtulmanın imkânsız olduğunu görünce “aciz bir öfke içinde kıymetli eşyalarını imha ediyor, kadınlarını kesiyor ve bebeklerini suya atıyorlardı.”  Kuban kolordusunun pençesinden kurtulmayı başaran Nogaylar Kuban ötesine, Cerkezlere doğru kaçsalar da Ruslar tarafından takip edilmiştir. Ekim ayının 1’inde Rus birlikleri Laba nehrinin sağ sahilindeki Nogay yerleşim yerine varmıştır. Burası Rusya sınırından 12 km mesafede idi. V.A. Potto Rus askerleri tarafından Nogayların acımasızca öldürüldüklerini şu şekilde tasvir etmiştir: “Rusların aniden peyda olmaları Nogayları dehşete düşürdü. Fakat durumunçıkmazda olduğu belli olunca bu korku yerini cesarete terk etti. Kuban’dan 12 km mesafedeki Kermencik köyü yakınında şafak anından başlayıp öğlene dek devam eden kanlı bir savaş yaşandı. İlovayski’nin komutasındaki Donlular Tatarların dayanaklı savunmasını kırdılar ve hiç kimseye acımadılar. Uzun süredir içlerinde birikmiş olan bu nefret korkunç intikam şeklinde dışa vurdu. Dört binden fazla Nogay ve Çerkez esir alındı. Savaşın yaşandığı yerler ve civar vadiler cesetlerle dolup taşıyordu.”  F.A.Şerbina ise şöyle yazıyordu: “Suvoruv Poltava’ya gittiğine dair yalan haber yaydıktan sonra geceler gizlice Laba nehrinin ağzına doğru hareket etti. Ekim ayının 1’inde ise gece gizlinden Kuban nehrinin diğer sahiline geçerek Tatar köylerine yaklaştı. Burada Kermençek adlı yerin yakınında Tatarlarla son, sonuçlarına göre en korkunç savaş oldu. İlk olarak Donlular mızraklarla, daha sonra da Dragun be Grenader taburları saldırdılar. Ordunun kuşatma altına aldığı alanda üç saat sonra yerde kalan ceset sayısı 2000 idi, köyler yakılmıştı. Çatışmadan sonra savaş alanındaki ölü sayısı 5000 idi. Gerek Kozaklar gerekse askerler hiç kimseye acımadılar; erkekleri, kadınları, ihtiyarları ve çocukları öldürdüler, kestiler ve süngülediler. Umutsuzluk içindeki Tatarlar burada kendi kadın ve çocuklarını esir düşmemeleri için öldürürken mallarını da imha ediyordu. Büyük Moğol ordasının son temsilcileri ateş, kan ve ceset içinde boğulmuştu.  Kuban’da çok az sayıda Tatar kalmıştır. Sadece Kuban ve Laba eğiği arasındaki üçgende bir zamanlar korku salan Tatarların güçsüz temsilcileri kalmıştır.” P.G. Butkova’a göre 3500 Nogay oldurulmuş, 1000’den fazlası da esir alınmıştır. P. Bobrovski’ye gore Urup ve Laba vadisinde öldürülenNogayların sayısı ise yedi bindi. Görüldüğü gibi A. V Suvorov komutasındaki düzenli ordu birlikleri savunmasız Nogaylara karşı acımasız bir kıyım uygulamıştır. Tarihçiler tarafından kıyım, soykırım, facia vs. adlarla tanımlanan bu olay Nogay tarihinin en kanlı olayıdır. Döneme ilişkin tarihi kaynaklar bu vahşetin boyutlarını gözler önüne sermektedir. A.V. Suvorov’un verdiği emirde Nogaylara karşı uygulanan kıyımın nasıl bir ruh haliyle uygulandığı gözler önüne serilmektedir: “Düşmanın sonuna kadar imha edilmesi, öldürülmesi veya esir alınmasına dek ordular dinlenmemeli. Mermileri koruyun, ateşsiz silahlarla çalışın!”   P.P. Korolenko’ya göre Suvorov’un birlikleri “Nogay iskân birimleriyle birlikte çok sayıda Çerkez köyünü de yok etmişlerdir.” II. Yekaterina bundan sonra A.V. Suvorov’a I. Dereceli Kutsal Vladimir Madalyasıyla, Ataman İlovayski’ni ise II. Dereceli Kutsal Vladimir Madalyası ve General Porucik rütbesiyle ödüllendirmiş, Kozak starşinaları kurmay subaylığa terfi etmişlerdir. Rusya yönetimi “Osmanlıların denetiminden kurtardığı” bölgelere yönelik sömürge politikaların hızlı bir şekilde uygulanması gerektiği düşüncesiydi. Bu politika önündeki engellerin ivedilikle çözülmesi için Nogayların imha edilmesi bir gereksinimdi. Bahsi geçen donem Osmanlının gerileme donemi idi. Bu yüzden Rus yayılmacılığı karşısında Türk ve Müslüman halkları bulundukları bölgelerde koruyamamış, sürekli göç almaya başlamıştır. Rus yönetimi Türk ve Müslümanlardan boşalan arazilere Rus, Yunan, Kozak, Ermeni vs.  unsurları iskan ettirmiş, demografik yapıyı değişmeyi kendi güvenliğini sağlamanın bir aracı olarak görmüştür. Rus Devletinin yayılmacılık politikaları hız kazanarak devam ederken Osmanlı Devleti de defalarca Rusya ile savaşmak zorunda kalmıştır. Osmanlı ile savaşan Rusya kendi sınırları içindeki Müslümanlara adeta esir muamelesi ve düşmanca bir tutum sergilemiştir. Bu yüzden iki imparatorluk arasında meydana gelen savaşların sonuçları sadece Osmanlının yenilgisinden ibaret değildi. Rusya Osmanlı ile savaşırken Kafkas, Kırım ve diğer bölgelerinde yaşayan Türk ve Müslüman halklar zorunlu göç, sürgün, öldürülme, toplu imha ve kıyım gibi felaketlere maruz bırakılmışlardır.

Nogay kıyımının ardından imparatorluk yönetiminin bu toplumun üzerindeki baskı ve sindirme politikaları değişik düzeylerde seyretmiştir. 19-20. yüzyılda Nogaylar yaşadıkları bölgelerden zor kullanılarak başka yerlere göç ettirilmiştir. Bu trajik olaylar Nogay toplumunun yaşam tarzını yakından etkilerken, ekonomik ve sosyal yapısı üzerinde büyük tahribatlara yol açmıştır. Sovyetler Birliği döneminde, bir zamanlar V İ. Lenin’in ‘halklar hapishanesi’ olarak tarif edilen Rusya İmparatorluğu’nda yaşayan birçok halka, aynı zamanda Kafkasya halklarına özerklik verilirken Nogay topluluğu bu ‘nimet’ten nasibini alamamış, tam tersi, görece bütünlüğü bozularak değişik federe birimler arasında dağıtılarak ‘bölünmüş halk’ durumuna düşürülmüştür. Sovyetler Birliğinin dağılma sürecine girdiği dönemden itibaren bölünmüşlük sorunun ortadan kaldırılması için değişik önerilerde bulunulmasına rağmen bir takım objektif ve sübjektif nedenlerden dolayı bu çözümsüzlük hala da devam etmektedir. Sınırların gittikçe belirgin bir hal aldığı, hatta mevcut sınırlar konusunda bölge yönetimleri arasındaki uyuşmazlıkların devam ettiği bir ortamda Nogay toplumunun bir özerk idari birim çatısı altında bir araya getirilmesi ne yazık ki imkânsızdır. Bu yüzden Nogay elitlerinin daha pragmatik sayılabilecek başka bir talebi de dile getirilmektedir: Stavropol sınırları içinde bir Nogay özerk bölgesinin oluşturulması. Keza Stavropol diyarı (kray) Güney Rusya’nın bir idari birimi olup Kuzey Kafkasya bölgesine nazaran ekonomik ve siyasi açıdan daha istikrarlıdır. Bu talebin yerine getirilmesi günümüz şartlarında gerçekçi görülmemektedir. Zira günümüz Rusya’da daha fazla merkezîleşen ve katılaşan bir federe yapı söz konusudur. Ayrıca bu talep Rus milliyetçisi kesimlerin manipülasyonuna açık bir taleptir. Bölünmüş halk olarak yaşayan Nogayların toprak ve temsil sorunları konusunda birtakım iyileşmeler sağlanacağı takdirde bölünmüşlüğün yaşattığı sosyal-psikolojik travma bir ölçüde hafifleyebilecektir.